ChatGPT yeni abonelik planı çıkarmaya hazırlanıyor ve teknoloji dünyasında heyecan yaratıyor. OpenAI, kullanıcılarının farklı ihtiyaçlarına...
Avustralyalı şirket, Kenyalı işçileri yapay zeka sohbet robotları gibi davranmaları için işe alıyor ve mesaj başına 0,05 dolar ödüyor
Küresel dijital ekonomi, milyonlarca düşük gelirli emekçinin elleriyle ayakta duruyor. Yapay zekâ tabanlı sohbet platformlarının ve çevrimiçi moderasyon hizmetlerinin büyüyen piyasası, görünürde teknolojik ilerlemeyle anılsa da, perde arkasında zorlu yaşam koşulları içinde çalışan binlerce insanın hikâyesini gizliyor. Bu görünmeyen işçilerden biri de Kenyalı Michael Geoffrey Asia. O, dijital emek ekonomisinin soğuk matematiğini en çıplak haliyle deneyimleyen işçilerden yalnızca biri.
Michael’ın hikâyesi, “Veri İşçisi Araştırması” adlı küresel bir projenin parçası olarak ortaya çıktı. Bu proje, dijital çağın gerisinde kalan işçilerin yaşadıklarını kayda geçirmeyi ve teknoloji sektörünün insani maliyetini görünür kılmayı amaçlıyor. Michael, havacılık okulundan mezun olmuş bir gençti; ancak ülkesinde iş bulamayınca ailesini geçindirmek için alternatif bir yol aramak zorunda kaldı. Bu arayış onu, Avustralya merkezli bir şirketin ‘metin sohbet operatörü’ pozisyonuna yönlendirdi.
Gerçeği Büyüten Sanal Hikâyeler
İlk bakışta sıradan bir çevrimiçi destek işi gibi görünen bu görev, aslında bambaşka bir anlam taşıyordu. Michael, şirketin kendisine sunduğu kimliklerle çevrimiçi platformlarda kullanıcılarla samimi ve duygusal sohbetler yürütmekle sorumluydu. Bu, teknik destek değil; duygusal boşluk doldurma hizmetiydi. Kullanıcılar, karşılarındaki kişinin gerçek bir insan olduğunun farkında bile değildi. Dahası, Michael her gün farklı karakterlere bürünmek zorundaydı: kimi zaman genç bir kadın, kimi zaman olgun bir erkek ya da yalnız bir yabancı.
Her bir sohbet karakterine özel hikâye, kişisel geçmiş ve hatta duygusal ton inşa ediliyordu. Bu yapay kimlikler, gerçek insanların duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılıyordu. Michael, bazen haftalardır süren sohbetleri devraldığını ve kullanıcının değişikliği fark etmemesi için aynı tarzı sürdürmek zorunda kaldığını anlatıyor. İş içinde gösterdiği performans, yazdığı mesaj sayısına göre değerlendiriliyordu. Her bir mesaj yalnızca 0,05 ABD doları değerindeydi; bu da uzun saatlerce yazışmayı kaçınılmaz kılıyordu.
Duygusal Tükenmişlik ve Kimlik Erozyonu
Michael için asıl zorluk maddi değil, duygusaldı. Her gün saatler boyu başkalarının duygularına empati kurmak, onlara ilgi göstermek ve onları ‘inandırıcı bir yalanla’ teselli etmek ciddi bir ruhsal yıpranmaya neden oluyordu. Bir yandan sahte bir kimlikle çalışırken, diğer yandan inançlarıyla çelişen bir iş yaptığını düşünüyordu. “İnancım, sevginin gerçek, yakınlığın ise kutsal olduğunu söylüyor. Ancak ben o anda, sevgiye en muhtaç kişileri profesyonelce kandırıyordum.” sözleri, onu ve benzer konumdaki binlerce dijital çalışanın içsel çatışmasını özetliyor.
Bu süreçte Michael, işini ailesinden gizlemek zorunda kaldı. Onlara bir BT teknik destek görevlisi olarak çalıştığını söyledi. Gerçekleri anlatmasını engelleyen gizlilik sözleşmeleri, bu tür pozisyonlarda çalışan pek çok kişinin benzer bir ikilem yaşamasına neden oluyor. Gecenin bir yarısında, ailesi birkaç adım ötesinde uyurken yabancılara ‘Seni seviyorum’ demek zorunda kalmak — dijital çağın en sessiz trajedilerinden biri hâline geliyor.
Veri İşçiliği ve Küresel Eşitsizlik
Michael gibi işçilerin durumu, küresel ekonomik sistemin dijital sınırlarında yaşanan büyük bir eşitsizliğin yansımasıdır. Teknoloji şirketleri, düşük maliyetli iş gücü arayışıyla genellikle Afrika, Güney Amerika ve Güneydoğu Asya gibi bölgelerde dış kaynak kullanımı yapıyor. Bu ülkelerdeki gençler için bu tür işler, geçim kaynaklarının başında geliyor. Ancak bu çalışma biçimi, ne sosyal güvence ne de psikolojik destek sağlıyor. Üstelik, işçiler sistematik olarak anonimlik ve gizlilik sözleşmeleri altında seslerini çıkaramıyor.
Veri açıklama, içerik denetimi ve sohbet moderasyonu gibi görevler, sanıldığı kadar basit işler değildir. Yapay zekâ sistemlerini eğitmek veya kullanıcı deneyimlerini desteklemek için gerçekleştirilen bu görevler, uzun vadede ciddi psikolojik etkiler yaratabiliyor. Birçok araştırma, bu tür işlerin post-travmatik stres belirtileri ve duygusal tükenmişlik riski taşıdığını gösteriyor.
Görünmeyen İşçilerin Geleceği
Dijital platformların geleceği, bu görünmeyen işçilerin emeği üzerinde yükseliyor. Ancak teknoloji sektörü bu işçileri sistemin içinde görünmez kılmaya devam ettikçe, etik tartışmalar derinleşiyor. İşçi haklarının korunması, ücret adaletinin sağlanması ve psikolojik destek mekanizmalarının geliştirilmesi, sektörün sürdürülebilir geleceği için zorunluluk hâline geliyor.
Dijital ekonominin sunduğu parlak inovasyon hikâyelerinin ardında, sessizce çalışan binlerce insan bulunuyor. Bu insanların hikâyeleri duyulmadıkça, yapay zekâ gerçekten insana hizmet eden bir teknolojiye dönüşemeyecektir.